
“Yahudi Sokağında bir Arap Bakkalı: Mösyö İbrahim”
Kitabı okumaya başladığım sıralar sosyal medyada oldukça dikkat çeken, milyonlar tarafından izlenen bir içerik düştü gündeme. Ruhi Çenet’in Amerika’da yaşayan Hasidik Yahudilerin yaşantısını her yönüyle merceğe aldığı ‘yüksek bütçeli’ belgeseli, yayınlandığı birkaç gün içinde milyonlarla izlenme sayısına ulaştı fakat dünyanın en katı ve en dindar topluğu olarak tanıtılan, interneti şeytan icadı ilan edip dünyadan izole yaşayan böylesi kapalı bir toplumun hayatını, bu kadar rahat gözler önüne sermiş olmasını çelişkili bulanlarca da pek çok eleştirinin odağına yerleşti. İlginç olan şudur ki, sadece 39 dakika 58 saniyelik kısmı yayınlanan videonun 2. dakikasında ” Filistinli çocuklara destek olun” çağrısı benim için de biraz enteresan bir tesadüf oldu. Yahudiliğin merkeze alındığı belgeselde, Müslüman çocuklar için destek aranırken, birazdan bahsedeceğim hikayede Mösyö İbrahim, 11 yaşındaki öksüz ve yetim, yahudi çocuğa babalık ediyordu.
Her ne kadar belgesel ve kitap birbirinden farklı bir hikayeyi anlatıyor olsa da kendimi bildim bileli inanç üzerine uzun uzun kafa yoran biri olarak şunu ifade etmek isterim ki; insani bir drama çağrı yapmayı da ihmal etmeyen ancak, bir nevi bundan sorumlu tutulan bir topluluğu dünyanın gözü önüne bırakan bir belgeselin tamamını izlemek için maddi bir katkıyla devam edilmesini şart koşan müslüman kimlikli bir içerik üreticisinin karşısına, maneviyatı hümanist bir bakış açısıyla ele alan Fransız ateist bir yazarın hepi topu 56 sayfaya sığdırdığı sıcacık bir dostluk hikayesini koyduğumuzda, tarih boyunca işlenen tüm insanlık suçlarının ve buna yönelik tüm sözde protestoların aslında dinin, dini kimliklerin ve duyarlılığın araçsallaştırılarak gerçekte güç, iktidar ve dolayısıyla kapitale sahip olmak meselesi üzerinden okumak daha mı faydalı olur acaba diye düşünmeden edemedim ancak, bugün konumuz bu değil o nedenle gelin asıl hikayeye geçelim.
Moise, (İbranice Moşe) 11 yaşında bir yahudi. Annesi onu doğurduktan sonra evi terk edince, Fransa’da yahudi sokağında birlikte yaşadığı, sevgiden yoksun babasıyla da işler istediği gibi gitmeyince, mahallenin her fırsatta soluğu yanında aldığı yaşlı ve bilge bakkalı Mösyö İbrahim ile Moise’nin arkadaşlığı üzerinden dönüyor tüm hikaye. Başlarda, Moise’nin evden her kaçışında çocukça bir merakla başlayan sohbetler, babasının intiharının ardından Mösyö İbrahim’in Moşe’yi evlat edinmesiyle gerçek bir baba-oğul ilişkisine dönüşüp, ikiliyi mistik bir yolculuğa çıkarıyor. Birlikte kilometrelerce yol katedip tüm Avrupa’yı gezen bu ikilinin yolları hatta Ayasofya’ya bile düşüyor. Mösyö İbrahim’in doğduğu topraklara (Altın Hilal) ulaşmak için çıktıkları bu yolculukta İslam’ı, Sufiliği, pek çok dini ritüeli keşfeden Moise, hikayenin sonunda Mösyö İbrahim’in ani ölümüyle kendini tasavvufa adıyor.
***
Aslında, üzerine uzun uzadıya konuşulacak kadar zengin bir olay örgüsüne sahip olmasa da, zamanın bir yerinde, hayatlarının sadece bir kesitinde oradaymış gibi akan bu kısacık hikayede, ne okuduğundan ziyade, okurken ne hissedeceğini aktarabilmemin bir yolu olsaydı, bunu Eric-Emmanuel Schmitt gibi yapmak isterdim herhalde…
Kurduğu tiyatral diyaloglarla, sade ve derin bakış açısıyla, yargılamadan, eleştirmeden üzerine konuştuğu değerlerle kendine has bir duruş ortaya koyan Eric-Emmanuel Schmitt; bizzat kendi kaleme aldığı hikayelerinin sahnelenmesiyle adını dünyaya duyurmuş, kitapları 45 farklı dile çevrilen, oyunları 50 den fazla ülkede sahnelenen; müzikle ilgilenirken edebiyatı da ihmal etmeyen, sinema yönetmenliğinin yanına Felsefe doktorasını da koymuş, anlatım gücünün özgünlüğü, özgeçmişiyle paralel ilerleyen, okuması son derece keyifli bir yazar oldu benim için.
İlk bakışta drama tadında görünen bu hikayede,
Keyifli vakit geçirmen dileğiyle 🙂
Nazife Kara
***Doğan Kitap tarafından yayınlanan kitabın kapak tasarımından bahsetmeden geçemeyeceğim çünkü yazarın aynı yayınevinden çıkan tüm kitap kapaklarına baktığımda aynı renklerle, benzer temaları görünce çok ilgimi çekmişti. Hemen kısa bir araştırma yapınca kapağın Uluslararası Tasarım Ödüllü Geray Gençer’e ait olduğunu öğrendim. ‘Bir kitabı satın alırken ilk kapağına bakarım’ diyenler için bu bilgiyi de buraya ilave edeyim 🙂
Yorum bırakın